Nedir

  • Tek Sorun Gurur Meselesi

    İnsanlar kurallarıyla, prensipleriyle, davranışlarıyla tüm birikimleriyle, kazanımlarının özetini yansıtan ayrı ayrı birer kültürdür; zihnimizde yer alan kelimelerin, kavramların, fikirlerin kapasitesi ve bunların etkileşimiyle zenginleşen, duygu düşünce ve hayallerle bezenmiş çeşitli birer kültürdür.
    Yaşam serüvenimizi temellendirmek istersek; attığımız adımlarla kendimizce yorumladığımız, dengesini gözettiğimiz, muhafaza ettiğimiz, yaşamda yerimizi bulduran, benliğimize biçtiğimiz değerler toplamı olan gururumuzun bekçileriyiz aslında.
    Gurur, onur, şeref, haysiyet.. ne derseniz... bizi biz yapan, öz saygımızı tanımlayan değerler bütünümüz; tüm artı ve eksilerle aslî hayat meselemiz; gurur meselemiz..!


    Vezirliğimizi de rezilliğimizi de yaşatan işbu gururun çizgisini, kendi benliğimizle hedeflediğimiz ideal arasındaki fark belirler; bir tarafta olduğun kimlik, diğer tarafta olmak istediğin; 'olan'ınla 'olmalı'n arasında oluşan bir sınır yani ve dolayısıyla hedefin doğrultusunda sergilediğin, sergilemek istediğin davranışlarla belirlenen sınır...
    Şuan'ını nasıl beslediğin, nasıl hissettiğin, kapasitenin ve ideallerinin şekillenmesinin kıstasının belirleyicisi konumunda; etrafın gördüğü, senin farkında olmadığın gerçek değil; senin hissettiğin gerçek ana ölçütündür. Bu bağlamda sınırlarında, seni idealine götüren tüm etmenler gururunu okşarken, hedefinden uzaklaştıran her şey gurunu zedeler; keyfiyetinin, mutluluğunun, motivasyonunun kıstasıyla gurur, onore edilmekle eziklik hissetme arasında bir döngüye sokar seni.
    Bütün çeşitliliği, herkesin kendine biçtiği değerler doğrultusunda, 'gurur' çerçevesinde düşünmek; insanların olanlarıyla, olmalılarıyla, gerçekleriyle değerlendirmek, sadece bireyin değil; bireyin etkilendiği, içinde bulunduğu kültürün ve o kültürün beslediği sosyal düzenin konforunun gerekçelerini gösterecektir bizlere.  
    #gurur #meselesi

    Rüçhan ÖZDEMİR

    Read more
  • BAŞARILI BİR İNSAN NASIL OLUNUR?

    Merhabalar ben Veli Işık. Sizlere bu 2. Makalemde başarılı bir insanda bulunması gereken özelliklerden bahsetmek istiyorum. Başarılı insanın birçok güzel yönleri vardır. İsterseniz hemen başlayalım başarılı bir insanda hangi özellikler var? Başarılı bir insan öncelikle zaman kontrolünü gerçekten çok iyi analiz eder. Yarın neler yapacağını hangi saat işte hangi saat eğleneceğini bir gün öncesinden kafasında dizayn edip bunu gerçek hayatına yansıtır ve bu sayede hangi saat neler yapacağına dengeli bir şekilde karar verir. Çünkü zamanını kontrol edemeyen bir kişi düzensiz bir şekilde yaşayabilir ve bu durumdan memnun kalmayıp istediği veya bu saatte ben bunu neden yapıyorum gibi kendi moralini bozabilecek şeylere rastlayabilir. O yüzden başarılı bir insan zaman kullanımı güzel yapmalı ve iyi organize etmelidir. Tabi bu zaman kontrolünü sadece günlük değil haftalık ve aylık olarak ayarlamalıyız. Mesela üniversitenin son yılı 2. Dönem özellikle aylık yapmış olduğum planlarla birçok yer gezdim. Bu yüzden ilk olarak zamanımızı kontrol etmeli ve verimli harcamalıyız.

    Bir diğer başarılı insanda olması gereken özellik ise gereksiz eleştirileri umursamayan ve yenen kişidir. Çevresindeki insanların güzel olgun eleştirilerine dikkat ederken gerçekten sık hayatta rastladığımız sen bunu yapma, yapınca ne olacak, sen şöylesin, sen böylesin vs. bu tarz sözleri takmaz ve aldığı karaları gerçekten hayatında uygular. Bu sayede güçlü ve erdemli bir kişilik özelliklerine sahip olacaktır. Çevremizde bazı insanlar sizi gerçekten ağızdan her türlü eleştirebilir lütfen her eleştiriye kafanı takma güzel insan başarılı insan her şeyi kafayı takmaz.

     

    Bir diğer özellik ise azimli ve istekli bir çalışmadır. Başarılı insan zamanını verimli bir şekilde kullanıp bir veya defalarca kez başarısız olsa da yılmadan azimle çalışarak bir hedefe doğru yürümesidir. Başarılı insan çalışırken hedefine iyi konsantre olur , yüksek hedef belirler ve yalnızca o anki zamanını güzel kullanarak hep kazanacağını ümit ederek hayatına devam eder.  Yani başarılı insan çalışırken dikkatli bir şekilde hareket eder. Elbette başarılı insanlar defalarca kez başarısız durumlara düşmüştür. Tarihte bu konuda çok örnekler görebiliriz ama yılmadan azimli çalışmayla birçok başarının geldiğini görmekteyiz.

    Bir diğer konu ise tabiki de çevresinde hep başarılı insanlarla olmak ister. Onların sohbetlerine katılıp onların fikirlerini dinleyip onlardan güzel tecrübeler elde edinirler. Başarılı insanlardan gördüklerini hayatlarına yer edinirler. Tabi aldığı tecrübeyle çevresindeki insanlarla paylaşır onlara da yararlı olmak ister. Yani başarılı insan bencil değil çevresine de yararlı olmak ister.

    Bir diğer özellik ise başarılı insanlar çözüm odaklı çalışır. Sürekli yaşadığı sorunları düşünmek yerine bu sorunun çözümünü merak eder onu sorunu onarmak için çeşitli şeyler düşünür. Günümüz insanlar sorunlarla karşılaştığında karamsar davranıp moralini bozabilirken; başarılı insan bu sorunun üstesinden gelmek için her türlü fedakârlıklarla çalışmaya devam eder ve başaracağına canı gönülle inanır.

     

    Başarılı bir insan iyi bir çalışma ortamı kurar. Çevresindeki inşalarla destekleyici toplantılar sohbetlerde bulunur. Takım arkadaşını destekleyip beraber bilgi alışverişi içinde olur ve araştırmalarını düzenli bir şekilde yapar.

    Başarılı insan sabretmeyi iyi bilir. Başarısız olduğunda hemen hayat bitti demez ayağa kalkıp hedefi doğrultusunda ilerlemeye devam eder. Hep başarılı insanların vazgeçmeme özelliğini kendine uydurup hedefi doğrultusunda ilerler. Yeri geldiğinde kaybetmesini bilir ama yenildim diye hayata küsmez. Lütfen iyi insan sen de her başarısız olduğunda hayata küsüp dert edinme başarının yeni yollarını aramalısın.

    Bu konuyla alakalı daha birçok özellikler sayılabilir ama son olarak eklemek istediğim şey her zaman iyi hedefler seçelim. Fazla havadan da uçmayalım. O hedefler doğrultusunda başarılı olmaya gayret gösterim. Ben hep şuna inanıyorum azimli düzenli çalışma ve iyi dostlarla her zaman başarılı olunabilir.

    Read more
  • Beyin Organı Nasıl Çalışır ve Beyin Gördüğü ve Duyduğu Şeyleri Hafızaya Nasıl Kaydeder

     

    Beynimizin hafıza kayıt sistemini anlamak için yine bir beyin fonksiyonu olan kas ve hareket sistemine kısaca bir göz atalım. Kaslarımız elektrik uyarımı ile çalışır. Yani kasların kasılması için beyin tarafından elektrik sinyalleriyle uyarılması gereklidir. Beyin vücudumuzda bulunan kasların yerini bebeklikten itibaren tespit eder ve yine bebeklikte bir miktar kas grubunu kullanmayı öğrenir. Yürümek için bacaklarımızda, kollarımızda, omuz ve belimizde bulunan bir çok kasın birlikte ve belli bir sırayla uyarılması gereklidir. Beyin kasların yerlerini bebeklik aşamasında öğrenir ve bunları kaydeder. Daha sonra oturma, kalkma, yürüme, koşma vs. beden hareketlerini yapmak için kasları hangi sırayla uyaracağını da öğrenir ve bunları haritalama yöntemiyle kaydeder. Böylece ezberlenmiş hareketleri yapmamız kolaylaşır.

    Bir dans hareketinde yüzlerce kasımızın hareket etmesi gerekir. Beynimiz dans edebilmek için gerekli kasları gruplayıp kaydettiğinde artık dans etmeyi öğrenmiş oluruz. Aynı şekilde karete öğrenmek demek, karete hareketleri için gerekli kasların çalışma sırasını kaydetmiş olmak demektir. Hareketler kaydedildikten sonra beyin harita bölgesinden onları okuyarak uygun kasları uyarır. Böylece öğrendiğimiz hareketi fiziksel olarak uygulayabiliriz.

     
    kas uyarılması
    Şekilde, öğrenilmiş bir hareketin zaman düzlemindeki kas uyarım haritası temsili olarak gösterilmiştir.

    Şekilde görülen noktalar, kasların uyarılma zamanını göstermektedir. Bunun bir yürüme grafiği olduğunu varsayarsak beynimiz belli kasları zaman içerisinde sırayla uyararak yürümemizi sağlar. Benzer bir haritalama çok daha kapsamlı bir şekilde beynimizde bulunmaktadır.

    Vücudumuzun yapmış olduğu her hareket grubu için farklı bir kas haritalamasının yapılmış ve kaydedilmiş olması gerekmektedir. Her hareket grubunda kullanılan kaslar diğerleriyle tam olarak aynı olmadığına göre çizelgeleri de farklıdır. Bu durumda ne kadar çok hareket kabiliyetimiz varsa o kadar çok haritalama yapmışız demektir. Dansçılar, sporcular, beden işçileri vs. aynı kasları birbirinden farklı şekilde kullanırlar.

     

    Görme Sistemi

    Görme ve gördüğümüzü anlama olayında da hareket sistemine benzer bir şekilder haritalama yöntemi kullanılır.

    Genel olarak beynimizin bazı şeyleri anlaması için bir karşılaştırma yapması gerekir. Anlamanın en iyi yolu karşılaştırmaktır. Görüntü algılama ve tanımlama yapabilmek için önceden kaydedilmiş referans görüntülere ihtiyaç duyulur. Yani gördüğümüz nesnenin görüntüsünün daha önceden hafızamıza kaydedilmiş olması gerekir. Gördüğümüz ve beynimizde kayıtlı bulunan nesneler eşleşiyorsa gördüğümüz şeyin ne olduğunu anlarız. Daha önce kaydedilmemiş olan görüntüleri anlamamız zordur.

     

    Gördüklerimizi anlayabilmemiz için bebeklikte etrafımızda gördüğümüz ve dikkatimizi çeken her şeyin bir kopyası beynimize kaydedilir. Nesnelerin görüntüsü bir resim gibi işlenmemiş olarak değil, hafızada az yer kaplayacak şekilde kodlanarak kaydedilir. Önce gördüğümüz nesne, beynimizin bir bölümünde arkaplandan ayrılır ve nesne olarak tanımlanır. Sonra yüzeyinde bulunan desen ve dış çizgileri itibariyle ayrıştırılıp kodlanarak beynimize kaydedilir.

    Çocuklukta henüz görsel hafızamız boşken ilgimizi çeken bir nesneye gözümüzle odaklandığımızda beynimiz bu nesneyi kaydetmeye başlar. Görüntüler gözümüzden görsel hafızamıza kısa yoldan ulaşır ve burada işlenmemiş kısımları formatlayarak renklere duyarlı hale getirir. Yapılan bu kayıt bir renk filtresi gibidir. Daha sonra aynı nesneyi tekrar gördüğümüzde gözden gelen görüntü bu bölgede kayıtlı bulunan görüntü filtresinden geçerek algılama bölgesine gider ve buradan resmi tanıdığımıza dair bir sinyal alırız.

    Bir nesneye ait olan ve kayıtlı olanlardan farklı olarak algılayabildiğimiz her görüntü faklı bir filtre olarak kaydedilir. Böylece bir nesneyi hangi açıdan ya da hangi uzaklıktan görürsek görelim tanıyabiliriz. Yani görsel hafızamızda sadece bir nesneye ait yüzlerce görüntü olabilir. Bu bizim algılamamızı kolaylaştırır.

    görme sistemi

    Bir karpuzun görüntüsünün kodlanması temsili olarak şekildeki gibidir. Karpuz üzerindeki desenler ve karpuzun silüeti ayrı ayrı kaydedilir. Karpuzu ilk defa gördüğümüzde onunla ilgili tüm görsel veriler şekildeki gibi kodlanıp kaydedildikten sonra düğümlerle birleştirilerek daha sonra isim ve anlam yüklemek üzere boş bırakılır. Çocuklukta karpuzu görüp şeklini kaydetmiş olsak bile karpuza ait diğer tüm bilgiler boş kalır. Konuşmayı öğrendikten sonra karpuz ismini karpuzun görüntüsüne bağlı görsellerin olduğu düğüme synapse adı verilen bağlantı elemanlarıyla bağlarız. Böylece karpuzu gördüğümüzde ismine, karpuz ismini duyduğumuzda ise görüntüsüne erişebiliriz. Yaşımız ilerledikçe karpuza ait öğrendiğimiz ve elbette ki ilginç bulduğumuz bilgileri karpuza ait düğüm noktasına bağlarız. Kapuzun tadı, kokusu, ağırlığı, yetiştiği yerler, dayanma ömrü gibi bilgilerini öğrendikçe bağlantılar artar.

    görsel kütüphane
    Şekilde karpuza ait görsel kütüphane elemanının diğer özelliklerini taşıyan kütüphane elemanlarına (isim, tat, koku vs.) bağlantısı temsili olarak gösterilmiştir. Bir karpuz gördüğümüzde ya da düşündüğümüzde onunla ilgili diğer bilgilere de bağlantılar üzerinden erişebiliriz.

    Çocukluğumuzda yapmış olduğumuz görüntü kayıtları görsel kütüphaneyi oluşturur. Görsel kütüphane beynimizdeki en büyük referans noktasıdır. Beynimiz hızlı bir şekilde, gördükleriyle kütüphanede bulunan nesneleri karşılaştırarak anladığını ya da anlamadığını bize bildirir. Biz de günlük hayatımızda bu nesnelerle etkileşim içinde oluruz. Neredeyse her gördüğümüz nesneyi hafızamızda bulunan kopyalarla karşılaştırırız.

    Görsel kütüphaneye benzer şekilde işitsel kütüphane de beynimizde yer kaplar. Bu da duyduğumuz sesleri algılayabilmek için gereklidir. Görsel kütüphane elemanlarında olduğu gibi işitsel kütüphaneye de duyduğumuz seslere ait bilgileri synapse bağlantı parçalarıyla bağlarız. Böylece kendisini görmesek bile sesini duyduğumuz birini ya da birşeyleri tanımlayabiliriz. İşitsel kütüphane ile görsel kütüphane elemanlarını birbirine bağlayarak ortak özelliklerini kullanırız. Tüm özelliklerini bildiğimiz halde sesini duymadığımız birinin sesini ilk defa duyduğumuzda görsel kütüphaneye küçük bir bağlantı yapmamız, daha sonra duyduğumuz bu sesi tanıyıp diğer özelliklerine ulaşmamız için yeterlidir.

    Beyin her duyu organı için zaman içinde ayrı bir kütüphane oluşturur. Kütüphaneler ortak nesneler üzerinden birbirine bağlanır. Böylece bu bilgilerden herhangi biri üzerinden diğer kütüphane elemanlarına ulaşmayı kolaylaştırır. Görüntüsünü tanıdığımız bir nesnenin, varsa tadını, kokusunu, sesini ve diğer bazı özelliklerini biliyorsak bu, o nesneye ait kütüphaneleri birleştirmiş olduğumuzu gösterir.

    görme olayı
    Şekilde gözden gelen bir nesne görüntüsününün filtrelenme sonucunda hafıza kayıt alanına geçişi gösterilmektedir.

    Gözümüzden gelen bir nesnenin görüntüsü doğrudan görüntü algılama birimine gider ve beynimizde görüntü oluşur. Aynı zamanda nesne görüntüsü algılanmak üzere filtre alanına gelir ve doğru filtreden geçerek diğer özelliklerin olduğu kısma gelir. Filtre özelliği, bir nesneyi hafızanın içinde aramak gibi oldukça uzun sürebilecek bir işlemi beynimizin mümkün olduğunca hızlı yapmasını sağlar. Bilinç, filtreden geçen bir nesnenin tüm özelliklerine ulaşabilir.

    koku olayı

    Şekilde burundan gelen bir kokunun filtrelenme sonucunda hafıza kayıt alanına geçişi gösterilmektedir.Görsel, işitsel ve gerekli diğer kütüphaneler tamamlandığında ya da belli bir seviyeye geldiğinde( En az 1 yaşına geldiğimizde) olay kayıtları yapmaya başlarız. Günlük hayatta gördüğümüz, duyduğumuz ve yaşadığımız olayları basitçe hafızamıza kaydederiz. Günlük hafıza kaydını yaparken kas hareketlerinde olduğu gibi olay haritası kullanırız.

    hafıza kaydı

    Şekilde sokakta yürüyen bir insanın etrafta nesneleri gördüğünde beynin yapmış olduğu hafıza kaydının haritalaması temsili olarak gösterilmiştir.Bir nesneyi gördüğümüzde yeteri kadar ilginçse ya da duygularımızı harekete geçirebilmişse diğer bir deyişle duygu eşiğini geçmişse beynimiz onu kaydeder. Bunu yapmak için görsel kütüphaneyi kullanır. Bir araba gördüğünde görsel kütüphaneden arabayı bulur ve arabanın düğüm noktasına içinde bulunulan zamandan synapse yardımıyla bağlantı yapar. İhtiyaç görürse arabanın bazı özelliklerini (modeli, rengi, hızı, vs) tespit ederek yine hafızaya kayıtlı bulunan renk, model vs. bilgilere de bağlantı yaparak kaydeder. Yani araç beyaz renkli ise beyaz düğüm noktasını bularak oraya synapse yerleştirir. Arabanın markasını tespit etmişse markayı hafızada bulur ve yine synapse kullanarak bağlantı yapar.

    Beynimiz önceden hafızasına kayıtlı olan görsel, işitsel ve diğer tür kütüphane elemanlarının nesne kaydını tekrar yapmaz. Sadece gördüğü ve algıladığı şeyleri zaman düzlemi üzerinde kütüphaneye synapse’lerle bağlar. Yani olay kaydı yapar. Olay kayıtlarının birçok faydası vardır. En önemlisi hafızadan çok büyük ölçüde tasarruf eder. Sadece bir araba resminin bile cep telefonlarımızda ya da bilgisayarımızda ne kadar yer kapladığını görebiliriz. Doğrudan resim kaydetmek hem uzun sürer hem de çok yer kaplar. Beynimiz sürekli olarak resim kaydı yapsaydı hem hafıza yetmezdi hem de çok daha çabuk yıpranırdı.

    Etrafa bakarken ve gördüklerimizi anlamaya çalışırken bir taraftan yürürüz, diğer taraftan elmizle bir şeyler yapabilir ve bunları yaparken konuşabiliriz. Bu sırada günlük kayıtları synapse leri kullanarak yapmak bize oldukça fazla hız kazandırır.

    Geçmiş hafızamızda bilgi taramayı synapse ler yardımıyla daha hızlı yaparız. Bir bilgisayar sisteminde arama yapmak için saniyeler ya da dakikalarca beklememiz gerekebilir. Hafızamızda aramaları genelde filtreler ve düğümler üzerinden yaptığımızdan dolayı kısa bir süre içinde aradığımıza ulaşırız. Uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımızı gördüğümüzde onu hatırlamak filtre ve düğümler yardımıyla oldukça kolaydır.

    Yaşam boyu beynimizdeki tüm hafıza kayıtları, algılarımızın (görsel, işitsel, düşünsel ve fiziksel) karşılığını kütüphanede bulup synapse’ler yardımıyla zaman-kütüphane bağlantısı kurma şeklinde yapılır. Böylece geçmişte yaşadıklarımıza bir çok etken yardımıyla (görüntü, ses, isim, koku, tat vs.) ulaşabiliriz.

    Bir süre öğrenim gördükten sonra ya da belli bir yaşa geldikten sonra kelime kayıtlarımız zenginleşir ve daha sonra görsel, işitsel, tat ve koku gibi kütüphane elemanlarıyla doğrudan ilgisi olmayan kavramları öğreniriz. İnsan bilgi ve tecrübesi arttığında beyindeki bağlantılar da artar ve kütüphaneler de çeşitlenir ve zenginleşir. Bu da hayal gücünün artması demektir.

    Rüyalar Nasıl Oluşur

    Rüyalar bilindiği gibi beynimizin en gizemli olaylarındandır. Bu konuda kesin yargıya varmak elbette ki zordur. Ancak bilgi, tecrübe ve paylaşımlar ışığında iddialar ortaya atılabilir. Rüyada genelde hafızamızda kayıtlı kişi, nesne ya da olayları görürüz. Yani daha önce hiç görmediğimiz bir şeyi rüyamızda görmeyiz. Elbette istisnalar vardır ama genel olarak rüyalar hafızamızla sınırlıdır. Bu durumda rüyamızın geçmiş hafıza kayıtlarımızla ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

    Uyku sırasında beynimizin gün içerisinde çalışarak yorulan ve yıpranan bazı bölümleri dinlendirilmekte, yeniden düzenlenmekte ya da tamir edilmektedir. Bunu yapmak için uyku sırasında çalışmasına ihtiyaç duyulmayan bazı bölümler devre dışı bırakılır. Bilincimizi oluşturan bölümler, görme ve duyma ile ilgili kısımlar ve bir çok algı özelliğimiz devre dışı kalır. Güvenlik amacıyla bazı algılarımız tam olarak devre dışı bırakılmaz sadece zayıflatılır. Uyanmamız gerektiğinde daha yüksek sese ya da normalden daha şiddetli bir dokunmaya ihtiyaç duyarız. Beynimiz kendi içinde devre dışı bırakma olayını hızlı bir şekilde yapamaz. Uykuya dalmak bazen oldukça zaman alır. Yine aynı şekilde uykudan uyanmak ta biz farketmesek bile bir miktar zaman alır.

    Uyanmanın zaman alması nedeniyle beyinde öngörülemeyen işlemler gerçekleşir. Uyanma sırasında uyku başlangıcında kapatılan beynimizin bazı bölümleri tekrar açılmaya başlar. Ana işlem birimi, görüntü işleme merkezi, ses işleme merkezi, bazı duyularımız faaliyete geçer. Organik yapımız sebebiyle beynimizde herşey bir elektrik lambasının açılması gibi hızlı yaşanmaz. Muhtemelen kimyasal salgılamalarla uzun süren açılışlar ve kapanışlar gerçekleşir. Uyanma sırasında muhtemelen beynin içinden dışarı doğru bir uyanma gerçekleşir. Bu durumda göz, kulak, burun vs. en dışta bulunduğundan en son devreye girer. Bu sırada görüntü işleme merkezi gözden önce faaliyete başlamış olabilir ve kendisine gelen verileri sembolleri kullanarak görüntüye çevirebilir. Ses işleme merkezi de aynı şekilde sesleri işleyebilecek durumdadır. Göz ve kulak henüz açılmadığı için bu organlarımızdan bu sırada veri gelmez.

    Geçici kayıtlar yani sembolik olmayan bilgiler hafızada bulunduğundan uyku sırasında beynimiz daha çok hafıza üzerinde tamir ve düzenleme işlemi yapar. Uyanma esnasında bakımlar devam etmektedir ve hafızamızdan synapseler üzerinden kütüphanelere ulaşım mümkündür. Bilinç açılmaya başladığında hafızanın bakım yapılan alanda bulunan bağlantılar üzerinden kütüphanelerin uygun elemanı algı merkezine ulaşır. Böylece biz sembolü algılamış oluruz. Rüyamızda gördüğümüz ya da yaşadığımız her şey kütüpanelerde bulunan nesnelerin kendine uygun algı merkezlerine ulaşması sayesinde mümkündür. Yani görüntüler görüntü algılama merkezine, sesler ses algılama merkezine, tatlar tat agılama merkezine vs. ulaşmaktadır. Böylece beynimiz sanal olarak görmekte, duymakta ya da algılamaktadır.

    Uyanma işlemi başladıktan sonra tam olarak uyanana kadar farklı nesneleri görebiliriz. Hafıza taraması bu sırada devam etmektedir ve bir kısımda işini bitirip diğer bir bölgeye geçmiş olabilir. Bu durumda birbirinden alakasız şekilde rüyalar görebiliriz. Bazen nesneler değişmeden mekanlar değişir. Rüyalarda bağlantılar üzerinden bu tür absürd geçişler yaşanması normaldir.

    Rüya görmemize sebep olan olası etkileri şu şekilde özetleyebiliriz:

    • Beyin uyanma işlemine başlamış ve henüz tam olarak uyanma gerçekleşmemiştir.
    • İşlem merkezi hafıza düzenleme işine ya da beynin kayıt ortamlarında çalışmaya devam etmektedir.
    • Bilinicimiz tam açılmamış durumdadır.
    • Göz ve görme sistemi kapalıdır.
    • Görüntü ve ses işleme merkezi işlem görmeye başlamıştır.

    rüya nasıl oluşur

    Kısa bir süre sonra bilincimiz tam açıldğında beyin hafıza işlemini kesip göz ve görme devresini açarak görüntü merkezini göze bağlar ve rüya biter.

    Uyku sırasında aynı pozisyonda yatmak rahatsızlık verir. Bu durumda kısa bir uyanıklık yaşarız. Bunun dışında üstümüz açıldığında, üşüdüğümüzde, dışarıdan bir ses duyduğumuzda, diğer dış etkiler vs. sebebiyle kısa uyanmalar meydana gelir. Bu esnada rüya görür ve bunu hatırlarız. Gece boyunca sürekli rüya gördüğümüz söylenir. Beyin hafızayla ilgilendiği sürece sembol kütüphanesine bağlanır ve rüya işlemi gerçekleşir. Kaynak : Mühendis Beyinler

    Read more
  • Gen Düzenleme hakkında bilinmeyenler ve Gen Düzenlemek Etik midir

     

    Genetik hastalıklar tıp dünyasında belki de en önemli problemlerin başında gelir. Günümüzde birçok hastalığın nedeni kalıtımsal (ailesel veya genetik) olabilir. 1970’lerden beri süregelen genetik mühendisliği çalışmaları 2000’lerin başında insan genom projesinin tamamlanmasıyla adeta devrim yarattı. Yakın zamanda da CRISPR yöntemiyle gen düzenlemeyi başardık ve hemen ardından kaçınılmaz sorularla baş başa kaldık acaba insan tanrılaşıyor muydu? Gen düzenleme ile yüzyılın en büyük problemlerinden olan kanseri sonunda yenebildik mi veya bilim kurgu dünyasındaki süper kahramanları yaratabilir miydik? Öncelikle temel soruyla başlayalım nedir bu CRISPR?

    CRISPR

     

    Virüsler tek başlarına protein sentezleyecek organele (ribozom) sahip olmadıkları gibi tek başlarına üreme yeteneğine de sahip değillerdir dolayısıyla kapsüllerini, proteinlerini üretecek ve üremelerini sağlayacak konak hücrelere ihtiyaç duyarlar bunun bir yolu da genetik bilgiyi bakteriye enjekte edip kendisinin birebir kopyasını oluşturmaktır. Sonunda virüs bakteri içerisinde o kadar çoğalır ki bakteriyi patlatıp dışarı çıkar ve bir sonraki kurbanını bekler. Ancak bu savaş galibi belli bir savaş değildir. Bakteriler evrimsel süreçte buna karşılık CRISPR-cas9 denen moleküler bir silah geliştirmişlerdir. Burada cas9 enzimi moleküler bir makas işlevi görür ve virüsün genetik bilgisini spesifik olarak kendi DNA’sından çıkarır ve trajik sondan kurtulur.

    Burada önemli kısım DNA’nın spesifik olarak kesilebilmesidir yani bakteri DNA’yı rastgele değil de tam olarak gereken yerden kesip düzenler. Daha basitleştirmek için DNA editlemeyi (düzenleme) kabaca 3 evreye ayırabiliriz. Kesilecek yeri bul DNA’yı çift zincirden kes ve istediğin kodu oraya yapıştır. Enzimin keseceği bölgeyi belirtmek için enzime adresi belirtmemiz gerekir işte bu adresi belirten moleküllere mRNA (Messenger RNA) denir. Bu moleküller cas9 enzimine bağlandığında ise enzim DNA’nın ilgili bölgesini bulana kadar DNA’yı tarar ve sonunda doğru bölgeyi tıpkı bir makas gibi keserek yeni kodu oraya yapıştırır.

    Genetik hastalıklar söz konusu olduğunda protein üretim aksaklıkları katlanma sorunları hatalı protein üretimi gibi problemlerden bahsedilir. DNA’nın anlamlı bölgelerinden birinde meydana gelen nokta mutasyon (tek bir nükleotid de meydana gelen mutasyonlardır) o bölgeden üretilecek bütün proteinlerde hataya veya proteinin hiç üretilememesine neden olacaktır bu da beraberinde hastalık tablosunu doğuracaktır. Peki bu nokta mutasyonu CRISPR ile düzelttiğimizi düşünelim hastalık ortadan kalkacak mıdır? Cevabı bize zaman söyleyecektir. Her ne kadar henüz buna kesin bir yanıt veremesekte geçmişte başarılı ve başarısız girişimler olmuştur.

     

    Gen Düzenleme nedir

    Çin Halk Cumhuriyeti’nde yakın zamanda HIV (AIDS) virüsüne genetik olarak bağışık bebekler doğdu ancak henüz bu iddianın sonuçları gözlenmiş değil. Ancak genetik mühendislerinin önünde çözülmesi gereken farklı problemleri de var bunlardan biri de etik. Kimi bilim insanları için gen düzenleme dini ve ahlaki değerlere ters düşse de bazı bilim insanları için ise gelecek vadeden tıp dünyasını şekillendirecek potansiyele sahip. Gen düzenleme ile üstün bireyler tasarlanabilecek olması her ne kadar kulağa ürkütücü gelse de ileride hastalıklar ve kimi problemler için insanlığın yararına olabilir. 1997’de insan embriyolarının araştırma amaçlı olarak kök hücre eldesi için kullanımı Oviedo sözleşmesi ile yasaklanmıştır. Bu anlaşmaya imza atan ülkelerden biri de Türkiye’dir.

    Makalemi yaşanmış ancak konumuza uygunluğu açısından küçük bir değişiklik yapılmış bir hikaye ile bitirmek isterim isim vermem etik olmadığından ana kahramanımıza Meryem ismini verdim. Meryem 4 yaşında Fanconi anemisi ile dünyaya gelen bir kız çocuğu. Fanconi anemisi kısaca kemik iliği yetmezliği pigment bozukluğu ve ağrılarla seyreden genetik bir hastalıktır. Meryem’e en kısa zamanda kemik iliği nakli yapılması gerekiyor yoksa Meryem hayatını kaybedecek Meryem’e kemik uygun kemik iliği bulunamadı ve maalesef anne babasının iliği Meryem’ ile %100 uyumlu değil. Doktorlar annesi ve babasına daha önce denenmemiş bir yöntem önerir anne ve babasından alınacak yumurta ve spermleri birleştirip genetik olarak Meryem’in iliğine uygun olarak düzenleyerek Meryem’in gelecekteki kardeşini tasarlamayı önerirler ancak yöntemin denendiği bütün embriyolar hayatta kalamayacağı için başta sağlıklı olan embriyolar daha sonra kaybedilebilir.

     

    CRISPR nedir

    Diğer taraftan başarılı olunursa Meryem hayatta kalabilir aksi halde Meryem’i yakın zamanda kaybedebiliriz. Günümüzde Meryem gibi birçok hasta var CRISPR teknolojisi ise uçsuz bucaksız çalışma sahasıyla umut vadediyor genetik mühendisleri ise bir yandan çalışıp öbür yandan etik sorunlarla mücadele ediyor yalnız biz diğerlerinin farklı bir silahı var ki o da dini, dili, ırkı ne olursa olsun asıl önemli olanın insan kalabilmek olduğunu bilmemizdir etik problemler çözülene ve CRISPR teknolojisi insan sağlığı açısından kesin sonuçlar verene kadar önümüzde uzun bir süreç olduğu aşikar bu süre zarfında ise organ bağışı önemli bir rol üstleniyor yasiz Meryem’in anne babası olsaydınız? Kaynak : Mühendis Beyinler 

     
    Read more
  • Venüs Gezegenine Merakınız Varsa Bu Bilgiler İlginizi Çekecektir

     

    Bu yazımızdan Venüs Gezegeni hakkında kısaca bilgi edinebilirsiniz. Pir asidinden bulutları oluşan Venüs Gezegeni yüzeyi 482 derecelik sıcaklığa sahiptir. Güneş sistemindeki en yaşanılmaz gezegenlerden biridir. Güneşe Merkür gezegeninde sonra en yakın gezegenden biridir. Venüs güneş sisteminde bulunan en yaşanılmaz gezegendir. Dünya ile aynı boyutta ve kitlede olduğu için Dünya’nın ikizi olarak bilinir. Venüs gezegenimizden bakıldığında görülen parlak bir gezegendir. Venüs gezegeninde bir gün bir yıldan daha fazladır. Venüs kendi ekseninde yavaş döndüğü için bir yılı, 225 Dünya gününe tekamül eder.

    Venüs

     

    Dünya’nın İkizi 

    Uzun zaman önce Venüs gezegeninde hayat olduğu sanılmıştı. Hatta Venüs gezegeni hakkında araştırma yapılır. Araştırma neticesinde dinozorlar çağı olduğunu düşünen bilim insanları vardı. Güneş sistemindeki tüm gezegenlerin erkek adında iken Venüs gezegeni kız adındadır. Gezegenin çapı Dünyadan 638 kilometre küçüktür. Kütlesi ise %81 kadarıdır. Dünya’ya bu kadar benzemesinden dolayı Dünya’nın ikizi olarak biliniyor.

    Güneş sisteminin etrafındaki gezegenlere en yakın olan Merkür gezegeni Venüs gezegeninden bile sıcak değildir. Bu yüzden güneş sisteminin en sıcak gezegeni Venüs olarak bilinir. 1961 – 1972 yılları arası astronomi araştırmacıları Venüs gezegenine gönderilen 21 uzay aracından 14 tanesi başarısız olmuştur. Toplamda 40 uzay aracı gönderilmiştir. En çok uzay aracı gönderilen gezegen olarak bilinir. 1961’de Venüs gezegenine gönderilen ilk uzay aracı Dünya’nın yörüngesinden çıkmayı başaramamıştır.

     

    Venüs Express

    9 Kasım 2005, Venüs Express adında küçük bir Avrupa yapımı uydu Kazakistan’dan fırlatıldı. Görevi 422 milyon km yolu aşıp, niçin Venüsün Dünyadan farklı bir şekilde evrimleştiğini bulmaktı. Venüsün yoğun bulutla kaplı yüzeyi asırlar boyu gizemini korumuştur.

    Venüs Gezegeninin Sıcaklığı 

     

    Güneş sistemindeki tüm gezegenler saat yönünün tersine dönerken, Venüs gezegeni saat yönünde dönmektedir. Nasıl saat yönünde döndüğü hakkında bilim insanları araştırma yapmışlardır. Araştırma sonucu gök cisminin gezegene çarpması olabileceği düşülmektedir.

    Gezegenin sıcaklığı +465 derece olduğu bilinmektedir. Peki nasıl bu kadar sıcak oluyor ve bu sıcaklığı dışarıya çıkarmıyor? Venüs gezegeninin %96’sı karbondioksitten oluşmaktadır. Bulutlar sera etkisi yaratarak Güneş’ten gelen sıcaklığı dışarı çıkarmamaktadır. Venüs gezegeni Dünya’ya en yakın gezegendir. Dünya ile Venüs gezegeninin arasındaki mesafe 41 milyon kilometredir. Kaynak : Mühendis Beyinler

    Read more

Latest Articles

Most Popular