Bilim

  • Beyin Organı Nasıl Çalışır ve Beyin Gördüğü ve Duyduğu Şeyleri Hafızaya Nasıl Kaydeder

     

    Beynimizin hafıza kayıt sistemini anlamak için yine bir beyin fonksiyonu olan kas ve hareket sistemine kısaca bir göz atalım. Kaslarımız elektrik uyarımı ile çalışır. Yani kasların kasılması için beyin tarafından elektrik sinyalleriyle uyarılması gereklidir. Beyin vücudumuzda bulunan kasların yerini bebeklikten itibaren tespit eder ve yine bebeklikte bir miktar kas grubunu kullanmayı öğrenir. Yürümek için bacaklarımızda, kollarımızda, omuz ve belimizde bulunan bir çok kasın birlikte ve belli bir sırayla uyarılması gereklidir. Beyin kasların yerlerini bebeklik aşamasında öğrenir ve bunları kaydeder. Daha sonra oturma, kalkma, yürüme, koşma vs. beden hareketlerini yapmak için kasları hangi sırayla uyaracağını da öğrenir ve bunları haritalama yöntemiyle kaydeder. Böylece ezberlenmiş hareketleri yapmamız kolaylaşır.

    Bir dans hareketinde yüzlerce kasımızın hareket etmesi gerekir. Beynimiz dans edebilmek için gerekli kasları gruplayıp kaydettiğinde artık dans etmeyi öğrenmiş oluruz. Aynı şekilde karete öğrenmek demek, karete hareketleri için gerekli kasların çalışma sırasını kaydetmiş olmak demektir. Hareketler kaydedildikten sonra beyin harita bölgesinden onları okuyarak uygun kasları uyarır. Böylece öğrendiğimiz hareketi fiziksel olarak uygulayabiliriz.

     
    kas uyarılması
    Şekilde, öğrenilmiş bir hareketin zaman düzlemindeki kas uyarım haritası temsili olarak gösterilmiştir.

    Şekilde görülen noktalar, kasların uyarılma zamanını göstermektedir. Bunun bir yürüme grafiği olduğunu varsayarsak beynimiz belli kasları zaman içerisinde sırayla uyararak yürümemizi sağlar. Benzer bir haritalama çok daha kapsamlı bir şekilde beynimizde bulunmaktadır.

    Vücudumuzun yapmış olduğu her hareket grubu için farklı bir kas haritalamasının yapılmış ve kaydedilmiş olması gerekmektedir. Her hareket grubunda kullanılan kaslar diğerleriyle tam olarak aynı olmadığına göre çizelgeleri de farklıdır. Bu durumda ne kadar çok hareket kabiliyetimiz varsa o kadar çok haritalama yapmışız demektir. Dansçılar, sporcular, beden işçileri vs. aynı kasları birbirinden farklı şekilde kullanırlar.

     

    Görme Sistemi

    Görme ve gördüğümüzü anlama olayında da hareket sistemine benzer bir şekilder haritalama yöntemi kullanılır.

    Genel olarak beynimizin bazı şeyleri anlaması için bir karşılaştırma yapması gerekir. Anlamanın en iyi yolu karşılaştırmaktır. Görüntü algılama ve tanımlama yapabilmek için önceden kaydedilmiş referans görüntülere ihtiyaç duyulur. Yani gördüğümüz nesnenin görüntüsünün daha önceden hafızamıza kaydedilmiş olması gerekir. Gördüğümüz ve beynimizde kayıtlı bulunan nesneler eşleşiyorsa gördüğümüz şeyin ne olduğunu anlarız. Daha önce kaydedilmemiş olan görüntüleri anlamamız zordur.

     

    Gördüklerimizi anlayabilmemiz için bebeklikte etrafımızda gördüğümüz ve dikkatimizi çeken her şeyin bir kopyası beynimize kaydedilir. Nesnelerin görüntüsü bir resim gibi işlenmemiş olarak değil, hafızada az yer kaplayacak şekilde kodlanarak kaydedilir. Önce gördüğümüz nesne, beynimizin bir bölümünde arkaplandan ayrılır ve nesne olarak tanımlanır. Sonra yüzeyinde bulunan desen ve dış çizgileri itibariyle ayrıştırılıp kodlanarak beynimize kaydedilir.

    Çocuklukta henüz görsel hafızamız boşken ilgimizi çeken bir nesneye gözümüzle odaklandığımızda beynimiz bu nesneyi kaydetmeye başlar. Görüntüler gözümüzden görsel hafızamıza kısa yoldan ulaşır ve burada işlenmemiş kısımları formatlayarak renklere duyarlı hale getirir. Yapılan bu kayıt bir renk filtresi gibidir. Daha sonra aynı nesneyi tekrar gördüğümüzde gözden gelen görüntü bu bölgede kayıtlı bulunan görüntü filtresinden geçerek algılama bölgesine gider ve buradan resmi tanıdığımıza dair bir sinyal alırız.

    Bir nesneye ait olan ve kayıtlı olanlardan farklı olarak algılayabildiğimiz her görüntü faklı bir filtre olarak kaydedilir. Böylece bir nesneyi hangi açıdan ya da hangi uzaklıktan görürsek görelim tanıyabiliriz. Yani görsel hafızamızda sadece bir nesneye ait yüzlerce görüntü olabilir. Bu bizim algılamamızı kolaylaştırır.

    görme sistemi

    Bir karpuzun görüntüsünün kodlanması temsili olarak şekildeki gibidir. Karpuz üzerindeki desenler ve karpuzun silüeti ayrı ayrı kaydedilir. Karpuzu ilk defa gördüğümüzde onunla ilgili tüm görsel veriler şekildeki gibi kodlanıp kaydedildikten sonra düğümlerle birleştirilerek daha sonra isim ve anlam yüklemek üzere boş bırakılır. Çocuklukta karpuzu görüp şeklini kaydetmiş olsak bile karpuza ait diğer tüm bilgiler boş kalır. Konuşmayı öğrendikten sonra karpuz ismini karpuzun görüntüsüne bağlı görsellerin olduğu düğüme synapse adı verilen bağlantı elemanlarıyla bağlarız. Böylece karpuzu gördüğümüzde ismine, karpuz ismini duyduğumuzda ise görüntüsüne erişebiliriz. Yaşımız ilerledikçe karpuza ait öğrendiğimiz ve elbette ki ilginç bulduğumuz bilgileri karpuza ait düğüm noktasına bağlarız. Kapuzun tadı, kokusu, ağırlığı, yetiştiği yerler, dayanma ömrü gibi bilgilerini öğrendikçe bağlantılar artar.

    görsel kütüphane
    Şekilde karpuza ait görsel kütüphane elemanının diğer özelliklerini taşıyan kütüphane elemanlarına (isim, tat, koku vs.) bağlantısı temsili olarak gösterilmiştir. Bir karpuz gördüğümüzde ya da düşündüğümüzde onunla ilgili diğer bilgilere de bağlantılar üzerinden erişebiliriz.

    Çocukluğumuzda yapmış olduğumuz görüntü kayıtları görsel kütüphaneyi oluşturur. Görsel kütüphane beynimizdeki en büyük referans noktasıdır. Beynimiz hızlı bir şekilde, gördükleriyle kütüphanede bulunan nesneleri karşılaştırarak anladığını ya da anlamadığını bize bildirir. Biz de günlük hayatımızda bu nesnelerle etkileşim içinde oluruz. Neredeyse her gördüğümüz nesneyi hafızamızda bulunan kopyalarla karşılaştırırız.

    Görsel kütüphaneye benzer şekilde işitsel kütüphane de beynimizde yer kaplar. Bu da duyduğumuz sesleri algılayabilmek için gereklidir. Görsel kütüphane elemanlarında olduğu gibi işitsel kütüphaneye de duyduğumuz seslere ait bilgileri synapse bağlantı parçalarıyla bağlarız. Böylece kendisini görmesek bile sesini duyduğumuz birini ya da birşeyleri tanımlayabiliriz. İşitsel kütüphane ile görsel kütüphane elemanlarını birbirine bağlayarak ortak özelliklerini kullanırız. Tüm özelliklerini bildiğimiz halde sesini duymadığımız birinin sesini ilk defa duyduğumuzda görsel kütüphaneye küçük bir bağlantı yapmamız, daha sonra duyduğumuz bu sesi tanıyıp diğer özelliklerine ulaşmamız için yeterlidir.

    Beyin her duyu organı için zaman içinde ayrı bir kütüphane oluşturur. Kütüphaneler ortak nesneler üzerinden birbirine bağlanır. Böylece bu bilgilerden herhangi biri üzerinden diğer kütüphane elemanlarına ulaşmayı kolaylaştırır. Görüntüsünü tanıdığımız bir nesnenin, varsa tadını, kokusunu, sesini ve diğer bazı özelliklerini biliyorsak bu, o nesneye ait kütüphaneleri birleştirmiş olduğumuzu gösterir.

    görme olayı
    Şekilde gözden gelen bir nesne görüntüsününün filtrelenme sonucunda hafıza kayıt alanına geçişi gösterilmektedir.

    Gözümüzden gelen bir nesnenin görüntüsü doğrudan görüntü algılama birimine gider ve beynimizde görüntü oluşur. Aynı zamanda nesne görüntüsü algılanmak üzere filtre alanına gelir ve doğru filtreden geçerek diğer özelliklerin olduğu kısma gelir. Filtre özelliği, bir nesneyi hafızanın içinde aramak gibi oldukça uzun sürebilecek bir işlemi beynimizin mümkün olduğunca hızlı yapmasını sağlar. Bilinç, filtreden geçen bir nesnenin tüm özelliklerine ulaşabilir.

    koku olayı

    Şekilde burundan gelen bir kokunun filtrelenme sonucunda hafıza kayıt alanına geçişi gösterilmektedir.Görsel, işitsel ve gerekli diğer kütüphaneler tamamlandığında ya da belli bir seviyeye geldiğinde( En az 1 yaşına geldiğimizde) olay kayıtları yapmaya başlarız. Günlük hayatta gördüğümüz, duyduğumuz ve yaşadığımız olayları basitçe hafızamıza kaydederiz. Günlük hafıza kaydını yaparken kas hareketlerinde olduğu gibi olay haritası kullanırız.

    hafıza kaydı

    Şekilde sokakta yürüyen bir insanın etrafta nesneleri gördüğünde beynin yapmış olduğu hafıza kaydının haritalaması temsili olarak gösterilmiştir.Bir nesneyi gördüğümüzde yeteri kadar ilginçse ya da duygularımızı harekete geçirebilmişse diğer bir deyişle duygu eşiğini geçmişse beynimiz onu kaydeder. Bunu yapmak için görsel kütüphaneyi kullanır. Bir araba gördüğünde görsel kütüphaneden arabayı bulur ve arabanın düğüm noktasına içinde bulunulan zamandan synapse yardımıyla bağlantı yapar. İhtiyaç görürse arabanın bazı özelliklerini (modeli, rengi, hızı, vs) tespit ederek yine hafızaya kayıtlı bulunan renk, model vs. bilgilere de bağlantı yaparak kaydeder. Yani araç beyaz renkli ise beyaz düğüm noktasını bularak oraya synapse yerleştirir. Arabanın markasını tespit etmişse markayı hafızada bulur ve yine synapse kullanarak bağlantı yapar.

    Beynimiz önceden hafızasına kayıtlı olan görsel, işitsel ve diğer tür kütüphane elemanlarının nesne kaydını tekrar yapmaz. Sadece gördüğü ve algıladığı şeyleri zaman düzlemi üzerinde kütüphaneye synapse’lerle bağlar. Yani olay kaydı yapar. Olay kayıtlarının birçok faydası vardır. En önemlisi hafızadan çok büyük ölçüde tasarruf eder. Sadece bir araba resminin bile cep telefonlarımızda ya da bilgisayarımızda ne kadar yer kapladığını görebiliriz. Doğrudan resim kaydetmek hem uzun sürer hem de çok yer kaplar. Beynimiz sürekli olarak resim kaydı yapsaydı hem hafıza yetmezdi hem de çok daha çabuk yıpranırdı.

    Etrafa bakarken ve gördüklerimizi anlamaya çalışırken bir taraftan yürürüz, diğer taraftan elmizle bir şeyler yapabilir ve bunları yaparken konuşabiliriz. Bu sırada günlük kayıtları synapse leri kullanarak yapmak bize oldukça fazla hız kazandırır.

    Geçmiş hafızamızda bilgi taramayı synapse ler yardımıyla daha hızlı yaparız. Bir bilgisayar sisteminde arama yapmak için saniyeler ya da dakikalarca beklememiz gerekebilir. Hafızamızda aramaları genelde filtreler ve düğümler üzerinden yaptığımızdan dolayı kısa bir süre içinde aradığımıza ulaşırız. Uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımızı gördüğümüzde onu hatırlamak filtre ve düğümler yardımıyla oldukça kolaydır.

    Yaşam boyu beynimizdeki tüm hafıza kayıtları, algılarımızın (görsel, işitsel, düşünsel ve fiziksel) karşılığını kütüphanede bulup synapse’ler yardımıyla zaman-kütüphane bağlantısı kurma şeklinde yapılır. Böylece geçmişte yaşadıklarımıza bir çok etken yardımıyla (görüntü, ses, isim, koku, tat vs.) ulaşabiliriz.

    Bir süre öğrenim gördükten sonra ya da belli bir yaşa geldikten sonra kelime kayıtlarımız zenginleşir ve daha sonra görsel, işitsel, tat ve koku gibi kütüphane elemanlarıyla doğrudan ilgisi olmayan kavramları öğreniriz. İnsan bilgi ve tecrübesi arttığında beyindeki bağlantılar da artar ve kütüphaneler de çeşitlenir ve zenginleşir. Bu da hayal gücünün artması demektir.

    Rüyalar Nasıl Oluşur

    Rüyalar bilindiği gibi beynimizin en gizemli olaylarındandır. Bu konuda kesin yargıya varmak elbette ki zordur. Ancak bilgi, tecrübe ve paylaşımlar ışığında iddialar ortaya atılabilir. Rüyada genelde hafızamızda kayıtlı kişi, nesne ya da olayları görürüz. Yani daha önce hiç görmediğimiz bir şeyi rüyamızda görmeyiz. Elbette istisnalar vardır ama genel olarak rüyalar hafızamızla sınırlıdır. Bu durumda rüyamızın geçmiş hafıza kayıtlarımızla ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

    Uyku sırasında beynimizin gün içerisinde çalışarak yorulan ve yıpranan bazı bölümleri dinlendirilmekte, yeniden düzenlenmekte ya da tamir edilmektedir. Bunu yapmak için uyku sırasında çalışmasına ihtiyaç duyulmayan bazı bölümler devre dışı bırakılır. Bilincimizi oluşturan bölümler, görme ve duyma ile ilgili kısımlar ve bir çok algı özelliğimiz devre dışı kalır. Güvenlik amacıyla bazı algılarımız tam olarak devre dışı bırakılmaz sadece zayıflatılır. Uyanmamız gerektiğinde daha yüksek sese ya da normalden daha şiddetli bir dokunmaya ihtiyaç duyarız. Beynimiz kendi içinde devre dışı bırakma olayını hızlı bir şekilde yapamaz. Uykuya dalmak bazen oldukça zaman alır. Yine aynı şekilde uykudan uyanmak ta biz farketmesek bile bir miktar zaman alır.

    Uyanmanın zaman alması nedeniyle beyinde öngörülemeyen işlemler gerçekleşir. Uyanma sırasında uyku başlangıcında kapatılan beynimizin bazı bölümleri tekrar açılmaya başlar. Ana işlem birimi, görüntü işleme merkezi, ses işleme merkezi, bazı duyularımız faaliyete geçer. Organik yapımız sebebiyle beynimizde herşey bir elektrik lambasının açılması gibi hızlı yaşanmaz. Muhtemelen kimyasal salgılamalarla uzun süren açılışlar ve kapanışlar gerçekleşir. Uyanma sırasında muhtemelen beynin içinden dışarı doğru bir uyanma gerçekleşir. Bu durumda göz, kulak, burun vs. en dışta bulunduğundan en son devreye girer. Bu sırada görüntü işleme merkezi gözden önce faaliyete başlamış olabilir ve kendisine gelen verileri sembolleri kullanarak görüntüye çevirebilir. Ses işleme merkezi de aynı şekilde sesleri işleyebilecek durumdadır. Göz ve kulak henüz açılmadığı için bu organlarımızdan bu sırada veri gelmez.

    Geçici kayıtlar yani sembolik olmayan bilgiler hafızada bulunduğundan uyku sırasında beynimiz daha çok hafıza üzerinde tamir ve düzenleme işlemi yapar. Uyanma esnasında bakımlar devam etmektedir ve hafızamızdan synapseler üzerinden kütüphanelere ulaşım mümkündür. Bilinç açılmaya başladığında hafızanın bakım yapılan alanda bulunan bağlantılar üzerinden kütüphanelerin uygun elemanı algı merkezine ulaşır. Böylece biz sembolü algılamış oluruz. Rüyamızda gördüğümüz ya da yaşadığımız her şey kütüpanelerde bulunan nesnelerin kendine uygun algı merkezlerine ulaşması sayesinde mümkündür. Yani görüntüler görüntü algılama merkezine, sesler ses algılama merkezine, tatlar tat agılama merkezine vs. ulaşmaktadır. Böylece beynimiz sanal olarak görmekte, duymakta ya da algılamaktadır.

    Uyanma işlemi başladıktan sonra tam olarak uyanana kadar farklı nesneleri görebiliriz. Hafıza taraması bu sırada devam etmektedir ve bir kısımda işini bitirip diğer bir bölgeye geçmiş olabilir. Bu durumda birbirinden alakasız şekilde rüyalar görebiliriz. Bazen nesneler değişmeden mekanlar değişir. Rüyalarda bağlantılar üzerinden bu tür absürd geçişler yaşanması normaldir.

    Rüya görmemize sebep olan olası etkileri şu şekilde özetleyebiliriz:

    • Beyin uyanma işlemine başlamış ve henüz tam olarak uyanma gerçekleşmemiştir.
    • İşlem merkezi hafıza düzenleme işine ya da beynin kayıt ortamlarında çalışmaya devam etmektedir.
    • Bilinicimiz tam açılmamış durumdadır.
    • Göz ve görme sistemi kapalıdır.
    • Görüntü ve ses işleme merkezi işlem görmeye başlamıştır.

    rüya nasıl oluşur

    Kısa bir süre sonra bilincimiz tam açıldğında beyin hafıza işlemini kesip göz ve görme devresini açarak görüntü merkezini göze bağlar ve rüya biter.

    Uyku sırasında aynı pozisyonda yatmak rahatsızlık verir. Bu durumda kısa bir uyanıklık yaşarız. Bunun dışında üstümüz açıldığında, üşüdüğümüzde, dışarıdan bir ses duyduğumuzda, diğer dış etkiler vs. sebebiyle kısa uyanmalar meydana gelir. Bu esnada rüya görür ve bunu hatırlarız. Gece boyunca sürekli rüya gördüğümüz söylenir. Beyin hafızayla ilgilendiği sürece sembol kütüphanesine bağlanır ve rüya işlemi gerçekleşir. Kaynak : Mühendis Beyinler

    Read more
  • Venüs Gezegenine Merakınız Varsa Bu Bilgiler İlginizi Çekecektir

     

    Bu yazımızdan Venüs Gezegeni hakkında kısaca bilgi edinebilirsiniz. Pir asidinden bulutları oluşan Venüs Gezegeni yüzeyi 482 derecelik sıcaklığa sahiptir. Güneş sistemindeki en yaşanılmaz gezegenlerden biridir. Güneşe Merkür gezegeninde sonra en yakın gezegenden biridir. Venüs güneş sisteminde bulunan en yaşanılmaz gezegendir. Dünya ile aynı boyutta ve kitlede olduğu için Dünya’nın ikizi olarak bilinir. Venüs gezegenimizden bakıldığında görülen parlak bir gezegendir. Venüs gezegeninde bir gün bir yıldan daha fazladır. Venüs kendi ekseninde yavaş döndüğü için bir yılı, 225 Dünya gününe tekamül eder.

    Venüs

     

    Dünya’nın İkizi 

    Uzun zaman önce Venüs gezegeninde hayat olduğu sanılmıştı. Hatta Venüs gezegeni hakkında araştırma yapılır. Araştırma neticesinde dinozorlar çağı olduğunu düşünen bilim insanları vardı. Güneş sistemindeki tüm gezegenlerin erkek adında iken Venüs gezegeni kız adındadır. Gezegenin çapı Dünyadan 638 kilometre küçüktür. Kütlesi ise %81 kadarıdır. Dünya’ya bu kadar benzemesinden dolayı Dünya’nın ikizi olarak biliniyor.

    Güneş sisteminin etrafındaki gezegenlere en yakın olan Merkür gezegeni Venüs gezegeninden bile sıcak değildir. Bu yüzden güneş sisteminin en sıcak gezegeni Venüs olarak bilinir. 1961 – 1972 yılları arası astronomi araştırmacıları Venüs gezegenine gönderilen 21 uzay aracından 14 tanesi başarısız olmuştur. Toplamda 40 uzay aracı gönderilmiştir. En çok uzay aracı gönderilen gezegen olarak bilinir. 1961’de Venüs gezegenine gönderilen ilk uzay aracı Dünya’nın yörüngesinden çıkmayı başaramamıştır.

     

    Venüs Express

    9 Kasım 2005, Venüs Express adında küçük bir Avrupa yapımı uydu Kazakistan’dan fırlatıldı. Görevi 422 milyon km yolu aşıp, niçin Venüsün Dünyadan farklı bir şekilde evrimleştiğini bulmaktı. Venüsün yoğun bulutla kaplı yüzeyi asırlar boyu gizemini korumuştur.

    Venüs Gezegeninin Sıcaklığı 

     

    Güneş sistemindeki tüm gezegenler saat yönünün tersine dönerken, Venüs gezegeni saat yönünde dönmektedir. Nasıl saat yönünde döndüğü hakkında bilim insanları araştırma yapmışlardır. Araştırma sonucu gök cisminin gezegene çarpması olabileceği düşülmektedir.

    Gezegenin sıcaklığı +465 derece olduğu bilinmektedir. Peki nasıl bu kadar sıcak oluyor ve bu sıcaklığı dışarıya çıkarmıyor? Venüs gezegeninin %96’sı karbondioksitten oluşmaktadır. Bulutlar sera etkisi yaratarak Güneş’ten gelen sıcaklığı dışarı çıkarmamaktadır. Venüs gezegeni Dünya’ya en yakın gezegendir. Dünya ile Venüs gezegeninin arasındaki mesafe 41 milyon kilometredir. Kaynak : Mühendis Beyinler

    Read more
  • Kara Delikler Nasıl ve Neyden Beslenir

     

    Öncelikle kara delikler nedir, ne değildir ondan bahsetmek istiyorum. Kara delikler, çok küçük bir alana sıkışmış yüksek yoğunluklu ve süper kütleli kozmik yapılardır. Einstein, Genel Görelilik Teorisi ile öngördü ve bu terimi ilk defa 1960’lı yıllarda Amerikalı teorik fizikçi John Wheeler kullandı. Bu yapılar çok güçlü kütle çekimine sahip olduğu için ışığı bile çekiyor fakat düşünüldüğü gibi önüne çıkan her şeyi yutan bir canavar da değildir. Hatta şu an Güneş’imizin yerinde onunla eşdeğer kütleli bir kara delik olsaydı, gezegenimiz, Güneş’in etrafında döndüğü gibi kara deliğin etrafında da dönerdi.

    kara deliğe düşmek

     

    Kara deliğe yemek olmak için olay ufkunu geçmeniz gerekmektedir. Olay ufku; kaçışın imkansızlaştığı dış sınırdır -oradan kurtulmak için, ışıktan daha hızlı olarak merkezkaç kuvvetinin etkisinden kurtulmanız gerekir ki bu da olanaksızdır-. Yani demek istediğim olay ufkuna girmediğiniz sürece bir tehlike yoktur. Girdiğiniz takdirde de pek sevgili Amerikalı astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’ın dediği gibi önce ayaklardan olmak üzere baştan gerilmeye başlar ve diş macununun bir tüpten sıkıldığı gibi uzamaya başlarsınız.

    Kara deliğin çok güçlü kütle çekiminden dolayı atomlarınıza hatta atom altı parçacıklarınıza kadar bir spagetti gibi -spaghettification- uzarsınız. Sancılı bir ölüm gibi görünse de aslında çok hızlı gerçekleşip bir an önce enerjiye dönüşeceğiniz için (E=mc^2) ne olup bittiğini bile anlamazsınız. Zaman, kelimenin tam anlamıyla sizin için durmuş olur ve kara deliğin içinde ışık hızıyla o muazzam tekilliğe doğru çekilirsiniz!

    kara delik hawking

     

    Peki bu kozmik nesneler nasıl oluştu/oluşur? Kara delikler kütlesine, elektriksel yüklerine ve açısal momentumlarına göre farklılık gösterir. Her kara delik belli bir kütleye sahiptir (m≠0 ancak diğer ölçütleri değişiklik gösterir. Elektriksel yükü ve açısal momentumu sıfır olan kara delikler Schwarszchild yarıçapını verir ve bu yarıçap ile siz de herhangi bir nesneyi bir kara deliğe çevirebilirsiniz tabii o nesneyi kendi Schwarzschild yarıçapında sıkıştırarak.

    Schwarszchild yarıçapı

     
    • Rsch : Schwarzschild yarıçapı
    • G : yerçekimi sabiti
    • M : cismin kütlesi
    • c : ışık hızı

    Örneğin Güneş’in Schwarzschild yarıçapı 3 kilometredir, yani onu alıp 3 kilometrelik bir alanda sıkıştırabilirseniz teorik olarak kara deliğe çevirmiş olursunuz ancak o pratikte kara deliğe dönüşmez. Güneş, orta büyüklükte bir yıldız olduğu için hidrojenini tüketince beyaz cüceye -çünkü kara deliğe dönüşebilecek kadar büyük ve ağır değil- dönüşme süreci başlayacak (Öncesinde Kırmızı dev elbette).

    En yaygını süpernovalarla oluşan yıldız patlamalarıdır. Bir yıldız, tıpkı bizim gibi doğar, büyür ve ölür. Nükleer yakıtını tükettiği için ömrünün sonuna doğru gelen yıldız kütle çekimine yenik düşerek genişlemeye başlar, şişer, şişer, şişer ve bir süre sonra kendi içine çökerek kara deliği oluşturur. Bir diğeri, büyük galaksilerin merkezinde bulunan süper kütleli kara deliklerdir. Samanyolu’nun göbeğinde, uzaya dağılmamızı engelleyen ve bizim yıldızımızın kütlesinin 4 milyon katına sahip Sagittarius A* (Sgr A*) kara deliği bulunmaktadır. Bilim insanları galaksilerin ortasında bulunan bu süper kütleli devleri, bulundukları galaksiyle aynı zamanlarda oluştuğunu düşünüyor. Ayrıca bizim galaksimizde daha küçük olan, çok fazla sayıda kara delik de bulunuyor.

    Sagittarius A

    25 bin ışık yılı uzaklıktaki Sagittarius A* kara deliği.

    Kara delikleri göremediğimiz halde var olduklarını nereden biliyoruz öyleyse? Işığın bile içinden kurtulması imkansız olan bu girdabın, etrafındaki yıldızları büktüğü ve onlara uyguladığı güçlü çekimsel kuvvet özel tasarlanmış aygıtlarla saptanabiliyor.

    Yani sözün özü, bu serseriler sanıldığı gibi yakınlarımızda başıboş gezinmiyorlar ancak yerlerini darmaduman eden dağınık yiyici oldukları söylenebilir. Çevrelerindeki yıldızları bir bir yudumlarken kütle çekimsel ve manyetik kuvvetleri, yayılan tozu ve gazı aşırı ısıtarak radyasyon yayıyor. Dağınık serseriler.  ::: Kaynak : Mühendis Beyinler

    Read more
  • Riemann Bermuda Üçgeni Merak Edilenler

     

    Bermuda Şeytan Üçgeni olarak adlandırılan bölgenin neresi olduğunu biliyorsunuz. Esrarengiz olayların yaşandığı bu bölge yıllarca açıklanmayı beklemiştir. Evet son yıllarda açıklandığı yönünde birkaç haber basına sürüldü ama inanmıyoruz. 1990’lı yıllarda açıklanma serüveni bölgede bir manyetik kuvvet etkisinin altında olduğu ve girdaplar oluştuğu yönündeydi. 2000’li yıllardaki yani şimdilerdeki yalan ise bir doğalgaz cilvesinin patlak vermesi ile devam etmiştir. Sahi bu “cilve” dedikleri şey tam olarak nedir!

    Yıllar 1945’i gösterdiğinde Florida Atlantic Hava kuvvetlerine ait “Flight 19” adlı uçak filosu belli bir müddet uçuş yaptıktan sonra radardan kaybolmuş belli bir zaman sonra ise radardan kaybolmuşlar. O kayboluştan sonra ise bir daha haber alınamamıştır. Kafalarda bir sürü soru işareti oluşmuşken dönemin USAF komutanından pilotların aranmasından hiçbir sonuç alınamamıştır şeklinde yaptığı açıklama bilim dünyasının da kafasını karıştırdı. Bu bir oyun olabilir miydi?

     

    Harvard Üniversitesi Matematikçiler Birliği bölgede araştırma yapmak üzere gittikleri bölgede bir geometrik girdap olduğunu uçakların rotalarının belli bir müddet sonra kesiştiğini ve hiçbir şekilde mesafe kaydedemeyeceklerini bildirmiştir. Ama bunu Hava kuvvetleri bilmiyor muydu? Kesinlikle biliyorlardı.

    Aramalar 2 yıl sürmüş ve herhangi bir parçaya rastlanmadı ya da öyle lanse edildi. Matematikçiler ise buranın bir geometrik girdap olarak nitelendirildiğini topolojik olarak incelenmesi gerektiğini savunmuşlardır. Bununla birlikte “Bermuda Üçgenin Matematiksel Teknikleri“ adlı bir makale ile araştırmalarını yayınlayan ekip, önemli bulgulara rastladı. Bunlar,

    1. Üçgenin ağırlık merkezi önemli bir manyetik alana sahiptir.
    2. Üçgenin yüksekliği hayali olarak çizildiği zaman sağ taraf önemli okyanus akıntılarının kesiştiği bölgenin merkezidir.
    3. Florida kısmı üçgenin tepe noktası olursa Puerto Rico tarafı güney esintilerinin yıl içinde şiddetli olduğu zamanları temsil eder. Uçaklarında uçuş günleri dikkate alındığında fırtınadan etkilenmiş olduğu ileri sürülebilir.
    4. Taban uzunluğu boyunca gidilecek yol şayet deniz yolu ile yapılırsa motor aksamlarının zarar görmesine sebep olacaktır ve yolun tamamlanması biraz imkansız hal alacaktır. Bu durumda da yardım istenecek ve yardımın gelmesi için beklenecek sürede gemi bir takım zararlar alacaktır.

    Bermuda şeytan ÜçgeniBermuda Üçgeni için ise Dünya dışı varlıkların ziyaretleri konusu üzerinde durulmuştur. Bu teori biraz saçma gibi görünse de dünya dışı formların varlığını kabul edenler için hiç de yanlış sayılmayacaktır.

     

    Bermuda Şeytan Üçgeni için ise bir matematiksel yanlışın yapıldığı söylenmiştir. Üçgen, iç açıları toplamı 180 derece olan ve üç kenarı olan geometrik şekiller olarak nitelendirilmiştir. Küresel geometri ya da Riemann Geometrisinin varlığı sebebiyle Dünya Üzerinden alınan herhangi üç nokta bizler bir üçgen vermeyecektir. Küresel geometride üçgen olarak nitelendirilen şey iç açıları toplamı toplamı 180 dereceden büyük gıcır gıcır nesnelerin varlığıdır. Dolayısıyla bu üçgen matematikçiler için “Riemann Bermuda Şeytan Üçgeni” şeklinde latife de içerisinde kullanılmaktadır.

    dünyaAma bilinen şu ki bu bölgede esrarengiz olaylar devam etmektedir. Okurun “Witchcraft” adlı olayı araştırmasını istiyorum. Bunlar oyun mu yoksa kabullenilmemiş gerçekler bütünü mü?  Kaynak : Mühendis Beyinler 

     

     
    Read more
  • Veri Güvenliği Uzmanlığı Nedir

     

    Bu yazımda veri güvenliği uzmanlığı hakkında bilgi vereceğim. Bir organizasyonun süreçlerine kesintisiz  devam edebilmesi için birçok güvenlik önlemi alması gerekebilir. Örneğin, binanın güvenliği, çalışanların güvenliği, veri güvenliği gibi korumak ve gözetmek zorunda oldukları süreçler bulunmaktadır.

    Veri Güvenliği Uzmanlığı

     

    Veri güvenliği uzmanı, sektörü ne olursa olsun bir organizasyonun süreç ve verilerinin güvenliğinden sorumludur. Genel anlamda, organizasyonun yapısına uygun olacak şekilde incelemeler yapılır ve güvenlik süreçleri, riskleri, derecelendirmeleri yapılarak, alınması gereken önlem ve uyulması gereken protokolleri belirler.

    Veri Güvenliği Uzmanlarının Görevleri

    Veri güvenliği uzmanları, organizasyonların prensiplerine, misyonuna ve vizyonuna uygun bir şekilde organizasyonun güvenliğini sağlamaya çalışırlar. Bunu yaparken, organizasyon için hangi veri ne öneme sahip kategorilendirmelidir. Örneğin, bazı veriler sadece organizasyon sınırlarında ve çalışanlarınca bilinmeli ve organizasyon sınırları içinde paylaşılmalıdır. Bazı veriler ise organizasyonun birlikte iş yaptığı partnerler ile de paylaşılabilir. Verinin gizlilik derecesine göre, veri güvenliği süreçleri değişecektir. Hangi çalışanların ne kadar yetkisi olmalı, hangi verilere ulaşmalı sorularını cevaplayarak veri güvenliği organizasyon içinde de sınıflandırılarak korunmaya çalışılır.

    Veri Güvenliği

     

    Veri güvenliği uzmanları, bir organizasyondaki güvenlik süreçlerini oluşturabileceği gibi sadece denetlemekten de sorumlu olabilirler. Bir organizasyonda uygulanan veri güvenliği süreçlerinin bazı devlet tarafından belirlenen standartları ve zorunlulukları olabilir. Bu standart ve zorunlulukların tam olarak uygulanıp uygulanmadığını denetlemek veri güvenliği uzmanlarının görevleri arasındadır.

    Veri güvenliği uzmanları organizasyon için kritik süreçleri ve bu süreçler için riskleri belirleyip, bu süreçleri ve riskleri önceliklendirir. Bu işlem sonucunda ise hangi sürecin daha kritik olduğu ve bu süreç için mevcut yüksek riskli tehditleri saptayarak, önlem alınması için organizasyonlara gerekli aksiyonları belirler. Bu işleme risk yönetimi ve iş sürekliliği yönetimi denmektedir. Veri güvenliği ve organizasyonun kesintisiz çalışabilmesi için veri güvenliği uzmanları bu iki işlemi organizasyonun yapısına uygun bir şekilde yapmalıdır. Her önlem her organizasyonun özelinde uygun olmayabilir.

     

    veri güvenliği uzmanı

    Veri güvenliği uzmanlarının görevleri arasında organizasyonda çalışan bireylerin de güvenlik süreçleri ve protokollerine hâkim olmasını ve bunlara uymasını sağlamak da vardır. Organizasyonda çalışan bireyler, yani elemanlar, organizasyon için en büyük tehdit kabul edilir ve veri güvenliği uzmanları bir takım sosyal mühendislik testleri ile çalışanları, veri güvenliğinde olası ataklara karşı bilinçlendirir.

    Veri Güvenliği Uzmanlığı Maaşları

    Veri güvenliği uzmanları Türkiye standartlarında haftada 40-45 saat çalışmaktadırlar. Bazı organizasyonlar, bu tür pozisyonda çalışan kişilerin, olası siber güvenlik olaylarına hızlı aksiyon almaları için 7/24 çalışmasını beklemektedirler.

    Veri güvenliği uzmanları organizasyonlar için oldukça önemlidirler. Büyük kayıpların olmasını engelleme ve iş sürekliliği sağladıkları, çalışanları bilgilendirdikleri için özetle organizasyonda ayrı bir yeri vardır. Yeni mezunlar, ayda ortalama 2000 Türk lirası ile 2500 Türk lirası arağında bir kazanç sağlayacaklardır. Deneyim edindikçe, yıllar içerisinde bu rakam 8000 ve 9000 Türk lirası şeklinde değişiklik gösterecektir. Bu rakamlar yaklaşık değerlerdir. Kesinliği yoktur. Kaynak : Mühendis Beyinler

    Read more

Latest Articles

Most Popular